Irina Saari & 15’inde Sam.

Bu bayan nadide sesiyle ta Finlandiya’dan hiçbir uğraş vermeden bana ulaşabilmiş bir şarkıcıdır. Olaylar şöyle gelişti:

Ben 14 yaşında bir velettim. Aslında o zamanlar 15 olduğumda diretiyordum ama ergenken olur böyle büyümek isteme saçmalıkları bilirsiniz. 14’tüm çok küçüktüm yani. Müzikle tam olarak tanış(a)mamıştım, aptalca şeyler dinliyordum istisnalar dışında. (bayan istisna Şebnem Ferah ve bay istisna Teoman’a selamlarım ve sevgilerimle) Lise hazırlıktayım. Hayatımın ondan önceki döneminde İngilizce’yi pek sev(e)memiş bir insandım, ee şey, ortaokuldaki hocamın childrens‘a doğru diyecek kadar İngilizce bildiğini ve aynı miktarda öğretme kabiliyeti bulunduğunu düşünürsek İngilizce’yle ya da başka dillerle ilgilenmemem çok normaldi.
Gittiğim lise genel anlamda iğrenç, berbat, boktan bir okul olmasına rağmen İngilizce hazırlık anlamında muhteşemdi, hocalarıyla dersleriyle imkanlarıyla her şeyiyle. Keşke lise hayatım o bir yılda bitseymiş mesela. İşte o sene ben İngilizce’ye aşık oldum. Okul yetmiyordu, dersler ödevler kitaplar hiçbir şey yetmemeye başladı, ben de sevgili babacığımın önerisiyle daldım internete, İngilizce’mi geliştirmek amacıyla neredeyse bütün “pen-pal” sitelerine kaydoldum, bir güzel kendimi tanıttım, nasıl insanlarla ne amaçla tanışmak konuşmak istediğimi yazdım. Sonra gelsin Amerikalılar gitsin Finlandiyalılar. Ha olay orda başladı işte.
İlk mektup arkadaşım Amerikalıydı, ne gönülden bağlıydım hatuna anlatamam. O da voleybol oynuyordu o konuda uzun uzun konuşuyorduk, ben onun sayesinde İngilizce voleybol terimleri ve daha birçok şey öğreniyordum; malum 14 yaşındasınız, lisede hazırlık okuyorsunuz ve daha yeni yeni adam gibi İngilizce öğrenmeye başlamışsınız, öğrenmeye açsınız ve öğrenecek de çok şeyiniz var. Hiç abartmıyorum şu anki müthiş (yazar burda ukalalık etmektedir, ilerleyen satırlarda işi daha da abartabilir, aldırmayınız) İngilizce’min temellerini o Christine adlı hatun atmıştır. Msn’de saatlerce konuşmalar, uzun uzun nah bu kadar mailler yazmalar, fotoğraf göndermeler falan derken biz kanka olduk. Baya sürdü arkadaşlığımız ama bir yerde mailler kesildi, msn’e girmemeye başladı. Hatundan ses seda yok. Bir anda gidiverdi, anlamadım. 
(Sonrasında -çok sonra- yazmıştı, çok meşgul olduğunu ve bana yazmaya vakti olmadığını söylemişti. Hı hı yedim ben de.)
Ama tabii ben yıkılmadım ayaktayım. Hani zaten Christine dışında da bir sürü mektup arkadaşım vardı ama en samimisi oydu. Bir ara 15-16 kişiyle konuşuyordum onu hatırlıyorum. Birisi insanları birbirine karıştırmıyor musun demişti, yek canım neden karışsın, hepsiyle de gül gibi geçinip gidiyordum. Ha bu arada iyikigeçmiştekalmışbitmişgitmiş olan ergen hayatımla ilgili acı bir anekdot; o arkadaşlarımın hepsi KIZ idi. Erkeklerle gerçek hayatta da sanal alemde de pek konuş(a)mayan bir ergendim ben, maalesef.
Pen-pal aramalara devam ederken başka biri yazdı bana. Finlandiya’dan bir hatundu, Sara Hairetdin’di adı, bak dün gibi hatırlıyorum. Soyadının Türkçe olduğunu, dedesinin Türk olduğunu falan söylemişti, çok ilgimi çekmişti. Oturup sayfalarca mail yazıyordum hatuna. Muhabbet ilerledikçe birbirimize kendi dillerimizi öğretmeye başladık ufaktan. Kısa hikaye yazdık beraber, güzel olmuştu hatta. Bu sayede benim İngilizce’m aldı başını gidiyor, o arada da HIM, Rasmus, Sunrise Avenue gibi Finlandiya çıkışlı gruplara sarmış durumdayım, 15’imdeyim, Ville Valo’ya geberiyorum, falan. Ulan o bana Fince öğretiyor ben ona Türkçe, bir de şarkı mı göndersek birbirimize acaba dedim, iyi fikir dedi, ilk önce o bir şarkı gönderdi bana. Büyük heyecanla dinledim ama, dün gibi hatırlıyorum. Şarkı buydu;
Canlı versiyonuna bayıldığım için onu paylaştım. Hatunun adı Irina, daha o zamanlar yeni çıkış yapmış Finlandiya’da, 2004 senesi, bu şarkının adı da “Kuurupiiloa”, hide-and-seek, yani saklambaç demekmiş. Girişiyle beni tavlamıştı zaten, sözlerini de istedim Sara’dan, yolladı, sonra utanmadan çevirisini de istedim. Tabii ben de bu arada Türkçe şarkılar gönderip sözlerini çeviriyorum, ülkemizin müziğini en iyi şekilde tanıtıyorum meraklanmayın. Şarkı müthiş şarkı çok tatlı şarkı harika. Günlerce taas kun selvaks saan peen falan diye gezdiğimi biliyorum. VE ŞARKI, YO SADECE BU DEĞİL, BÜTÜN ŞARKILAR FİNCE HALLERİYLE EZBERİMDE inanabiliyor musunuz, hiçbir şekilde unutmamışım.
Bununla kalmadım tabii, başka şarkılar da gönderdi sevgili mektup arkadaşım, sözler, çevirilerle beraber hem de, Kunnon Syy olsun, Puolesta olsun (ah bu beni çok yaralayan bir parçaydı sözler bakımından en çok, adı For You anlamına geliyordu zaten hikayesi de ayrı iç parçalayan tarzdaydı), Juulian Totuudet olsun Vahva olsun (bunun nakarata Musikki yksin soi diye bir girişi vardır böyle ne zaman daralsam ve müziğe ihtiyacım olsa bu şarkıyı dinlerdim, zaten vahva da güçlü demekti.) hasta kaldım hem şarkılara hem Irina ablama. Gitgide aşık oldum hatuna. Sonra başka şarkıcılarla da tanıştırdı beni Sara; Maija Vilkkumaa olsun, o sizin 2007 Eurovision’undan tanıdığınız benim sizden çok önceden bildiğim Hanna Pakarinen olsun (havamı da atarım), ve en son Ihmisten Edessa adlı parçasıyla beni yerlere çalıp bitiren (şarkının teması yasak bir lezbiyen ilişkiydi ve harika anlatılmıştı) Jenni Vartiainen olsun; hepsini acayip çok sevmiştim. Bir ara sadece onları dinler olmuştum, halimden çok da memnundum. Ve inanır mısınız yine şimdiki gibi kimselerle paylaşmıyordum bu şarkıları; ki zaten paylaşsam da dinlemezlerdi çünkü etrafımdakilerin çoğu “ne söylediğini anlamıyorsam neden dinleyeyim” mantığına sahip insanlardı. Bir Fince müzik akımı geldi geçti ben o lise sıralarında otururken, çok iyi oldu çok da muhteşem oldu, ve bakın ben bunları neden uzun uzun anlatıp buraya kadar okuduysanız kafanızı şişirdim.
İki gün önce, canım baya sıkkın, neden sıkkın onu da bilmiyorum, oturdum gece gece, playlist yapayım upuzun, elimde kahvem, ekşi’yi açıp damar başlıklarda kendimi bulayım diyorum. Başladım şarkıları koymaya, en eski şarkıları koyuyorum, Irina klasörünü gördüm. Nasıl canım istedi o hatunun sesini duymayı. Hemen bütün bendeki şarkılarını koydum playliste. Sıra ona geldiğinde içimi öyle bir huzur kapladı ki, eskilere, ta 6-7 sene öncesine döndüm, o hiç düşünmediğim ve düşünmek istemediğim için unutulup giden yıllarıma. Gerçekten öyle oluyor, bir şeyi gönülden unutmak istiyorsanız düşünmüyorsunuz ve bir bakıyorsunuz hatırlamak istediğinizde silinip gitmiş her şey. Eğer ki müzik gibi belirli bir hatırlama aracınız yoksa gerçekten hatırlayamıyorsunuz… Benim aklıma ilk lise dönemim geldi, o zamanlar nasıl biriydim şimdi nasıl birine dönüştüm diye düşünmedim, sadece o zamanları düşündüm. Tamam çok parlak dönemler değildi belki, çok çekingen, içe kapanık, korkak, kendi kendine yazan çizen, yalnızlığı çok seven biriydim. Yabancı filmlerde hep olur ya, kimseyle konuşmayan, kimseyi hayatına katmayan, sadece yazan çizen, sorunsuz ama sorunlu ergenler. Aynı öyleydim. Belki tek farkım henüz asi olmamam, bir şeylere karşı gelmememdi, kendi halimde kendimle geçinip gidiyordum ben. İç dünyamın en güzel üyeleri de bu Finlandiya doğumlu müzisyen bayanlardı işte. Uzun bir süre onları dinledim, onlarla sakinleştim, özellikle Irina’yı çok sevdim. Hala da çok seviyorum, sanıyorum tek Türk hayranı da benimdir. Olsun, mutluyum, umarım müziği hiç bırakmaz, çünkü hem bu işi bana göre iyi yapıyor -hiç bilmediğim bir dilde şarkılar dinletiyor bana, düşünün bunun tam olarak nasıl bir şey olduğunu lütfen- hem de severek yaptığı apaçık ortada, vidyodaki performansından da görüldüğü üzere. 
Siz de biraz kulak verin, belki seversiniz. O şarkıların içinde bir yerlerde 15 yaşında bir Sam duruyor hala, görmeden müziğin sesini kısmayın.
This entry was posted in Uncategorized. Bookmark the permalink.

4 Responses to Irina Saari & 15’inde Sam.

  1. Nida Ersin says:

    Sevgililer günüde izleyenin oldum, postunu sevdim yani ya, finlileri sevdiğim anlamına gelmesin o senin tercihin.
    14 şubat sev…günü doğru mu? sence;)supercan!!!

  2. Teşekkürler, hoş geldiniz efem🙂
    14 şubat tarihinin bu yıl benim için tek anlamı Radiohead'in yeni albümünün çıkmasına 5 gün kalmış olmasıdır, saygılarımla :)))

  3. Nida Ersin says:

    Hoş buldum.avatarında bişey yok pek sizi tanıyamadım aqua gibi gizleniyorsun tabi nede olsa gizemli gençlik onu şimdi daha iyi tanıyorum.
    22 yaş boy 1.63 kilo 51, 9 eylül güzel sanaatlar mezunu, rock müzik fanatiği ve yabancı film hayranı ayrıca kitap tutkunu çok güzel bir kız, super atıyorum ama biraz tutturduğumu sanıyorum.
    Hayranı olduğun Radiohead rock gurubunun Amsterdam 2006 konserini duymuştum hepsi bu.
    saygılar benden:))

  4. Çok hoş bi yorumdu bu sağ olun🙂
    Avatarıma düzgün bir fotoğrafımı koymuyorum çünkü çirkinim, profilimin güzelliği bozulmasın istiyorum. Tahmininiz harika🙂 Hatta keşke anlattığınız gibi olsaydım güzel sanatlar mezunu olmak falan, harika olurdu.
    Ama yine de sıkı tahmindi evet tebrik ederim🙂

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s