What if God was one of us.

Bazı şarkılar hayatınızın bazı dilimlerine aittir. “O ara” deli gibi dinlersiniz, üst üste kaç kez dinlediğinizi bilmediğiniz geceleri sayamazsınız, şarkının bittiğini ve yeniden başladığını bile fark edemezsiniz, su içmek kadar doğal olur o melodinin kafanızın içinde yankılanışı.

Joan Osborne – One Of Us

Bu da öyle bir şarkıydı. Ne yeni keşfetmiştim ne de sözleri anlam kazanmıştı, sadece nedense geçen temmuzum tamamen bu şarkınındı. İşten Bornova’ya dönerken, eve yürürken, hatta yalnız başıma yemek yerken bile kulağımdaki kulaklıkta bu şarkı çalardı.

Bu şekilde hatırladığım çok şarkı var. Birtakım anıları üstlerine yapıştırdığım şarkılar. Ama bazıları imgeler de bırakır.

Şarkının neden bu kadar hüzünlü olduğunu hiç çözemedim. Melodisinden midir, ritmin sakinliğinden mi, yoksa Joan’un sesinin dingin ama bir o kadar da derin oluşundan mı, bilmiyorum.

Ve ne kadar hüzünlü olduğunu asıl o gece anladım.

Gece. Temmuzun bittiği gece. Saat büyük ihtimalle 3’e yaklaşıyor. Sağ tarafımda, geçmişimin neresinde kaldığı belli olmayan bir gece muhtemelen aynı saatlerde kahkahalarımın yankılandığı apartmanlar sarılmış haldeler yine. Üzerine bastığım kaldırım sanki yağmurla yıkanmış gibi. Aslında tüm dünyama yağmur yağmış, her şeyi yıkamış, ya da süpürmüş gibi; neler olduğunu inanamadığında yaşadığın şok anları gibi. Ne gülebiliyorsun ne ağlayabiliyorsun. Ortada, dengesiz bir yerlerde. Beynin bozulmuş. Düşünemiyorsun.

Yokuş yukarı yürüyorum. Hızlı yürüyorum, nefes nefeseyim. Sokak lambaları yine tembel tembel yanıyor. Onları neden ısrarla tembelce yanmakla suçladığımı bilmiyorum, başka nasıl yanabilirlerdi ki. Ama varoluşlarında tembellik varmış gibi geliyor bana. Mis gibi gece kokuyor. Bilmiyorsanız söyleyeyim, gecenin bir kokusu var. Çok özel bir koku hem de. Etrafta hiç insan yok, havada sessizlik kol geziyor. Etrafımdaki apartmanlarda yanan ışıklar tek tek sayılacak kadar az. Yol kenarına park edilmiş arabalar terk edilmiş gibi somurtmakta. Apartmanların giriş katlarındaki dükkanların hepsinin kepenkleri inmiş halde, günün yorgunluğunu atıyorlar. İleride meydan görünüyor. Oraya ulaşmak eve yaklaşmak demek ama, yine de kötü. Hatırlamak demek. Tekrar yaşamak demek. Akla hep aynı şeylerin gelmesi demek.

Park halindeki bir aracın içindeki sürücü bana bir şeyler söylüyor. Aldırmıyorum. Her an arkamı dönüp küfür edebilirim, ama yapmıyorum. Enerjimi ağlamak için harcamayı tercih ediyorum. Çünkü gece çok uzun. Çünkü gece tek başına oturup ağlamakla, belki kendi kendine konuşmakla, sonra da arayan arkadaşa bağırıp çağırmakla geçecek. Çünkü o gece yorgun, bitkin, berbat… Bir günde yaşlanmak denen bir şey varsa eğer, bir günde büyümek de var.

Öncesinde çocukken, sabahında kendini 2-3 yaş büyümüş hissetmek, öncesinde “hayır ben bunu yapamam, yapsam da sonuçlarına katlanamam, ölürüm biterim” diye nitelendirdiğin bir hadiseyi bütün getirdikleriyle sakince karşılayabilmek, hem de bunu aylarca sürdürmek…

Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlıyorum. Ne yaptığımı, neler olduğunu, gerçek olup olmadığını bilemiyorum. Düşünmek istemiyorum, ama aklımdan da çıkmıyor. Cümlelerimin hepsi silinmiş. Neler dediğimi hatırlayamıyorum. Harikulade beynimin müthiş işlerinden biri, 10 dakika önce ne konuşulduysa hepsi hafızamdan silinmiş, elimde bir kayıt olmasa o anılar silinip gidecek.

Telefonum çalıyor, gecenin o saatinde, hadiseden haberdar ve henüz uyumamış bir arkadaş. Ağlarken açıyorum telefonu. Hatırladığım kadarıyla olanları anlatıyorum. Meydanı görüyorum o sırada, olması gerekenden daha turuncu gözüküyor. Ya da gözyaşlarımdan dolayı bulanık görüyorum etrafı. Arkadaşımın telefonda neler söylediğinin farkında değilim. O konuştukça daha çok ağlıyorum. Karşımda beni dinleyen biri olduğu için isyan etmeye başlıyorum, bağırıyorum, hem ağlıyorum hem boş sokaklarda yankılanan sesimi duymama rağmen bağırmaya devam ediyorum. O zamana kadarki hayatımın en büyük trajedilerinden birini yaşıyorum.

Çünkü hepsini ben yaptım. Başrolü ben aldım, ben yazdım ben oynadım. Pişmanlıksa da, iyi ki’yse de, hepsi benim eserimdi. En özgür hikayem, en güzel oyunumdu!

Meydanı geçerken aklımda güneşin doğuşuna tanık olduğum sabah var; ama içim acıyor artık. Belki hiç geri dönüşü olmayacak.

Güç bela eve varıyorum, kapıyı açıyorum; zaten biliyorum o gece evde kimsenin olmayacağını. Salona geçip rahat rahat ağlıyorum, hıçkıra hıçkıra, nefes alamamacasına; sonra hala telefonda olan arkadaşıma “Tanrı’nın beni bu kadar yalnız bırakmaya hakkı yok” diye bağırıyorum. Neden böyle dediğimi bile bilmiyorum. Belki sarılarak ağlamak istediğim insanın çok uzakta oluşundan, belki o evde yalnız oluşumdan, belki benimle o saatte konuşabilecek insanın sadece telefonun ucunda oluşundan, belki de 21 yıldır eskimeyen çok başka nedenlerden…

Telefonu kapatıp şarkıyı düşünüyorum sonra; o yolu beraber yürüdüğüm şarkıyı. Sözleri hiç umurumda değildi, melodi içime işliyordu, derindi, bir yerlerinde acı vardı ve o gece için bütün bunlar yeterliydi.

Ağlarken kanepenin üzerinde uyuyakalıyorum sonra. Elimde telefonum, kulağımda kulaklık, kim bilir kaçıncı turunu atıyor mp3 çalarımın şarkı listesi. Yeni gelen gün hiçbir şey hissettirmiyor. Tamamen hiçbir şey.

En önemli, farklı, dönüm noktasına dönüşen günlerin bitişinden sonra güneşin tekrar doğması gereksiz olur. En azından bana hep böyle olmuştur. O gecenin üstünden altı ay geçmiş, ondan daha anlatılır, daha önemli, daha farklı günler gelmiş geçmiş ama, yine de o gecenin tamamı bir şarkıya o kadar işlemiş, bir şarkıyla o kadar bütünleşmiş ki, şarkı ağırlaşmış; ne zaman dinlesem asla başka bir düşünce geçmiyor aklımdan.

Aklımda hep aynı görüntü, aynı koku, aynı duygular.

This entry was posted in Uncategorized. Bookmark the permalink.

One Response to What if God was one of us.

  1. Aquamarine says:

    Nefis ve insanı dağıtan cinsten. Özlenilen bu.🙂

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s