Bir adam tanıdım ve hayatımın içine etti demek isterdim. Ama hayatımın içine eden kendi annemle babam.

hayatımı annem ve babam mahvetti. çok net söylüyorum. O İKİSİ BENİM HAYATIMI MAHVETTİ.
önce yanıp tutuşmama rağmen lisede dil bölümünü seçmeme engel oldular. iş bulamazsın, dil okuyup napıcan, cart curt. babamdır dedim benden kaç kuşak büyük elbet bi bildiği vardır dedim. lafını dinledim, hayallerimi askıya aldım. belki daha iyi olur dedim. tm seçtim. EŞŞEK GİBİ ÇALIŞTIM. öss senesine kadar bu sefer voleybol için yanıp tutuşan ben sırf son sene dikkatim dağılmasın zamanımdan çalınmasın bilmem ne diye voleybolu bıraktım. hem de geleceğim olabilecekken. 
öss’ye girdim, sonucum geldi. o güne kadar psikoloji ya da uluslararası ilişkiler yazmak isteyen ben, yine çok engin bilgi ve tecrübe sahibi babam tarafından iktisat ve işletme yazmak zorunda bırakıldım. psikoloji de uluslararası ilişkiler de yazamazsın, işsiz kalmak mı istiyorsun dedi. yine vardır bi bildiği, büyüğüm ne de olsa, yazayım gitsin dedim. yazdım. kazandım. 
kazandığım gün hiç sevinmedim. gülmedim bile. babamı arayıp sevindin mi dedim. e tabii buruk bir sevinç dedi. neden? 4 tercih yapmıştım. ilk ikisi 9 eylül ingilizce işletme ve iktisattı, onlara puanım yetmedi. dördüncü tercihimi kazandım. o yüzdenmiş buruk sevinç. lafa bak. BURUK SEVİNÇ. yazdıran sensin. ben mi istedim? 
üniversitede ilk sene ders çalışmıyorum, hep internete giriyorum diye yemediğim laf kalmadı. o sene 3 dersten kaldım diye bi gün babam sinirlendi. ağzımı burnumu kıracaktı. çok ciddiyim. hiç unutmam. yaz okuluna git dedi. hayır o iğrenç okula yazın da gitmek istemiyorum ortalamam tutuyor geçiyorum gitmem şart değil dedim. zor bela kabul ettiler.
halbuki 3 ders ya. 3 ders. ne olmuş kaldıysam? üniversiteye gir de, nasıl mezun olduğun hiç önemli değil diyen insanlar değil miydi bunlar, ben mi yanlış hatırlıyorum bilmiyorum. hem de nefret ettiğim bölümü okuduğumun farkında olan insanlar ikisi de. yetişkin ikisi de. mantıklı düşünebilen insanlar, sözde.
ikinci sene dersler çok ağırdı. final zamanını izmire maça gelen galatasarayın peşinden koşarak geçirdim. vizelerim zaten iyi değildi. finallerde de çuvalladım. 5 dersten kaldım. ulan zaten kaç ders alıyordun ki diye sorulabilir. peki aklınıza bu derslerin hangilerini almak istiyordun sorusu geliyor mu. hayır. çünkü burda önemli olan yaşayan varlık olan ben değil, bi sikime yaramayan o diploma parçası.
ikinci dönem biraz toparladım ama yetmedi. yaz okuluna kaldım. bi akrabanın evinde kuzenimle beraber geçirdim yaz okulunu. manyak gibi ders çalıştık. çünkü en az iki dersim BA gelmezse otomatikman sınıfta kalıyordum. 1,93 ortalamayla sınıfta kaldım. ağladım, bağırdım, çağırdım. neye yaradı? hiçbir şeye. annemle babam akrabaların benimle ilgili sorularına karşı utanarak cevap vermek zorunda kaldılar. utanç kaynağıydım. o zamana kadar hep başarılarımla övünürken artık insanların yüzüne bakamıyorlardı. bunu inkar etseler de biliyorum öyleydi.
peki bu mantıklı düşünebilen yetişkinlerden herhangi birisi, çıkıp da “artık yapacak bi şey yok, canın sağolsun” dedi mi, hayır. çünkü canın niye sağ olsun yahu. sen okulu bitir. diplomayı al, ertesi gün geberebilirsin. hiç sorun değil. yeter ki o kağıdı eve getir. gerisi önemli değil. ölmüşsün, kalmışsın. hasta olmuşsun. sağlığın bozulmuş. hiç sorun değil.
yurda çıkmak istediğimi söyledim sonra. bi şekilde kabul ettirdim. başvurdum. son bir torpille attım kendimi yurda. yeni bi hayat başladı benim için. iki sene boyunca asosyal bir şekilde aptal gibi yaşayan ben oraya gidince süpersonik sam oldum. üniversite hayatına dair ne varsa yaptım. sonra mart ayından eylül ayına kadar babamın çalıştığı o OROSPU ÇOCUĞU şirkette stajyer olarak çalışmaya başladım. sırf kazandığım parayı yazın başlayacağım davul derslerine yatıracağım için çalışıyordum. yoksa ordaki herkesten, her şeyden nefret ediyordum. çünkü itinayla kaçındığım bir hayat tarzıydı orda çalışarak elde edeceğim. öyle olmayacaktım. ölsem de olmayacaktım. ölürdüm de olmazdım. 
yazın ne yaptım ettim, her hafta artık hayatımı geçirdiğim yere gitmek için gerekli izinleri aldım. davul derslerim vardı, ispanyolca kursum vardı. bu sırada aşık oldum. çok feci. hiç yapmam dediğim şeyleri yaptım. hayatım değişiverdi. büyüdüm. güzel oldu. bütün lanet olası şeyler arasında beni mutlu eden bir şey vardı. ona şükrediyordum. 
hayatımın hatunu geldi sonra izmire. onunla beraber artık küçük kız kardeşimiz olan hatun da. beraber yaşamaya başladık. her şey her zamankinden daha zordu ama onlar yanımda olduğu için katlanılasıydı hepsi de. ama okul beni bitiriyordu. hayatımın içine sıçıyordu. yaşam enerjimi alıyordu. her gün küfrederek uyanıyordum. her derste gözlerimden ateş fışkırıyordu. ders dinlemek yerine kitap okuyordum. yapamıyordum, dinleyemiyordum, not almıyordum, sevmiyordum, nefret ediyordum, bu kadar nefretle nasıl yaşanır bilemiyordum. hayatımda bir şeyden hiç bu kadar nefret etmediğim için bilmiyordum elbette. nefret etmekten nefret ediyordum. sevmek varken neden nefret edeydim ki? 15 yaşımdan beri kurduğum koskoca bir hayal kapıma dayanmışken neden nefret ettiğim şeyi yapmalıydım ki?
öyle ya. size bir kağıt parçası getirip sonra delirerek ölecektim. siz de benimle gurur duyacaktınız, ona buna anlatacaktınız. herkes de benim ölümü tebrik edecekti. unutmuşum.
zor muydu yani beni anlamak. zor muydu şu siktiri boktan dünyada, azıcık olan zamanımla yapmak istediğim şeyin sizin istediklerinizden tamamen farklı olduğunu anlamak. zor muydu o okulu nefret ettiğim için naparsam yapayım bitiremeyeceğimi anlamak. zor muydu o kağıt parçasını aldığımda bin parçaya bölüp tuvalete attıktan sonra sifonu çekeceğimi görmek. zor muydu SOKAKLARDA LİMON BİLE SATARIM AMA O DİPLOMANIN BANA SAĞLAYACAĞI HİÇBİR ŞEYDEN FAYDALANMAM lafını anlamak. zor muydu ideallerim olduğunu görmek. zor muydu bana inanmak. zor muydu mutluluğumu istemek. zor muydu?
sınava gireceğim, test kitapları aldım, çalışacağım dediğimden beri bana hayatı zindan etmek konusunda hemfikir oldular. yok yurttan alırım. yok onu yaparım bunu yaparım. kazanırsan gidemezsin o bölüme demeler. bu bölümü bırakamazsın demeler. İNSANLAR HAYATINI YARILAMIŞKEN BENİM HALA EKSİDE OLDUĞUMU GÖRMEK ÇOK HOŞUNUZA GİDİYOR BAKIYORUM. 
her şeyin iyisini siz biliyorsunuz. ölsem umurunuzda değil, tek derdiniz diploma. cümlenin ilk yarısı önemli. ÖLSEM UMURUNUZDA DEĞİL.
çok istiyorum, şöyle bu bölüm ciddi ciddi bana kafayı yedirsin, hasta falan olayım, hastanelere düşeyim, ve sorulduğunda dediğim tek şey bunun sebebi sizsiniz olsun. VİCDAN AZABINDAN GEBERİN. tamam mı? kendi kızınızın bu şekilde boğuluşunu uzaktan gülerek izleyin. 
kendi kızınızı öldürün. öldürmeniz için verildi çünkü o size.
This entry was posted in Uncategorized. Bookmark the permalink.

2 Responses to Bir adam tanıdım ve hayatımın içine etti demek isterdim. Ama hayatımın içine eden kendi annemle babam.

  1. zoitsa says:

    deli olma sam..ben kendim seçtim kendim yaşadım..keşke sen de karşı gelebilseydin..ben seçtim ben çekiyorum bu hayatı diyebilseydin

  2. en azından kendi seçimlerinle nereye gittiğini görebiliyorsun. o hak bana tanınmadı bile…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s