"Don’t let anyone ever make you feel like you don’t deserve what you want. Go for it."

(4 Nisan 1979 – 22 Ocak 2008)
Belki buraya paragraflarca yazarak içimi dökmem yanlıştır. Belki gerçek anlamda hiç tanımadığım bir insanın gidişine bu kadar üzülmem de yanlıştır. Belki o rolden başka role koşturan bir adamı gittiğinde bir hafta boyunca ağlayarak kendine gelemeyecek kadar sevmem de yanlıştır. Ama çok da umurumda değil affedersiniz. Eğer ölüm yıl dönümü bir hafta öncesine denk geliyor olsaydı, inanın buraya yazdıkça yazar, gereğinden fazla anlatırdım. Çünkü daha bir hafta öncesine kadar hiçbir yakınımı kaybetmemiştim, zamansız ölüm dendiğinde aklıma sadece bu güzel adam gelirdi. Keşke yine öyle olsa, keşke yine aklıma bu adam gelse.
Sanıyorum beş altı sene önce, nasıl oldu, nerden buldum bilmiyorum ama, torrent olayını keşfettiğimden beri deli gibi film indirip izliyorum. O sıra 10 Things I Hate About You diye bir film bulmuşum, adı ilginç gelmiş, kaptırmışım izliyorum. Filmin hastası oluyorum, her yerlere filmden replikler yazıyorum, Kat Stratford‘ta kendimi buluyorum, Patrick Verona‘ya da, tabii ki büyük ölçüde Heath Ledger sayesinde, aşık oluyorum. Liseliyiz tabii o zamanlar. Aktörlere aşık olmanın değil de olmamanın garip kaçtığı bir dönem. Aktör araştırılır, rol aldığı büyük filmler izlenir, daha çok aşık olunur, falan filan. Candy, Casanova, Brokeback Mountain, The Patriot, A Knight’s Tale‘i bayılarak izlemiştim. 
Derken, 2008 yılı, saçma sapan bir Ocak günü, eve gelmemle bilgisayarı açmam bir olmuş, her zamanki gibi öylesine bakınıyorum. Ana sayfam ntvmsnbc o zamanlar. Ne var ne yok diye bakınırken, aşağılarda “Heath Ledger öldü” başlığına sahip bir haber görüyorum, beynimden vurulmuşa dönerek habere tıklıyorum. Ondan sonrası şok zaten. Bilgisayarı kapatıp başka odaya geçiyorum, bir süre öylece bakınıp şoktan kurtulmaya çalışıyorum, arkasından ağlamaya başlıyorum inceden. Demek ki ezelden beri çok sevdiğin, hayatında sanki uzakta bir arkadaşmış gibi sevdiğin biri öldüğünde böyle hissediyor insan diyorum, arkasından boş bir kağıt ve kalem çıkarıyorum, o anki ruh halimle “In loving memory of Heath Ledger” kelimelerini çiziyorum ve odamın kapısının arkasına asıyorum. Böylece her gece uyumadan önce o yazıyı görüp Heath’i hatırlıyorum, hiç unutmuyorum.
Zamansız gidişler, arkada bırakılanlar, hepsinin sonucu aynı. Keşke gidişine çok üzüldüğüm tek insan Heath kalsaymış, keşke yakınımda birini kaybetmenin nasıl bir şey olduğunu hiç öğrenmeseymişim.
Velhasıl kelam, bu ara bir Ledger filmi izlemek lazım sanırım.
This entry was posted in Uncategorized. Bookmark the permalink.

2 Responses to "Don’t let anyone ever make you feel like you don’t deserve what you want. Go for it."

  1. Aquamarine says:

    Artık Heath Ledger filmlerinden uzak duruyorum. Çünkü bir daha canlı olarak onu izleyemeyeceğimi bilmek acı veriyor. Ve bugün, gerçekten LANET bir gün.

  2. beni de çok üzen zamansız gidişlerdendir bu ya :'( Film ve kitap karakterlerini arkadaş edinen insanlardan olarak onlar için üzülmek ve de yazmak hiç de yanlış değil hatta kaçınılmaz. o yüzden ne kötü olmuş bu göçüşler ama ne de güzel olmuş yazman!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s